Güvenli bölge safsatası

R.T.E uşaklık ettiği BOP’la, Ortadoğu’yu ateşe attı. Suriye politikasını da, iki ucu pislenmiş bir asaya çevirdi.

İngilizlerin bölgede ve Arap coğrafyasında, cetvelle kurduğu kontrollü sömürge devletlerini, dünyanın yeni jandarması savındaki Amerika, harita ve sınır değişikliğiyle yeniden düzenliyor. 

Bu amaçla, bazı Kuzey Afrika ve Asya ülkelerinde, kurduğu terör örgütleriyle, iç savaş  çıkartıp kiminin yöneticilerini değiştirerek krizle yönetirken, kimini de uzun süren bir belirsizliğe sürükledi. Irak ve Suriye’de şu anda geçici bir otonom yapı kurulmuş, gelecekte Türkiye ve İran için de, benzer bir sonuç planlanmaktadır.

Amerika, amacına ulaşmak için, işe eskinin yerine yenisini koymakla başladı. Bölgenin kültürel nüfuz İzlerini silmeye çalışıyor. Onun için, Türkmen kentlerinin tarihi dokusunu yok ederek, büyük İsrail ve kurulacak Kürdistan için yeni bir tarihin başlangıcı amacıyla altyapı hazırlıyor. İşte Suriye’de Halep ve Irak’ta da Musul’un, arkeolojik yapılarının uçaklarla bombalanmasının nedeni budur. Şimdi asıl konumuza gelelim:

Güvenli bölge, güvensizliğe temel atmaktır. Suriye’deki Kürt oluşumuna, Kuzey Irak’takine benzer, resmi bir kimlik kazandırmaktır. Daha önce Beşşar Esed, sınır kentlerimize atılan top mermileri ve taciz ateşi için önerdiği, 40 km’lik geri çekilme planını kabul etmeyip, 5-7 km alanı PYD-YPG için, mayınlı bölge örneğinde olduğu gibi kabullenmek, Suriye’nin kuzeyinde, tasarlanan Rojava Kürdistan’ına sessiz kalmaktır.  Bu da Türkiye’nin Güney’den ve Güneydoğudan kuşatılması demektir.

PYD-YPG Peşmergeler gibi değil. Zaho’nun güneyinedeki,  Suriye sınırına, onlarca politik köy sessizce yerleştirilmiş, iki ülke arasındaki geçişler için, daha şimdiden gümrük gibi para alıyorlar. Duhok sınırından Afrin’e kadar olan yüzlerce km’lik alana yayılmak için de, hazır bekliyorlar. 

Mini devlet statüsü kazandıktan sonra, süreç içinde 800 km’lik Türkiye Suriye sınırı, yüzlerce aracın dahi geçebileceği, onlarca beton tünel örülecek ve aramızdaki sınır kevgire dönecek, böylece güvenlik yok olacak, can güvenliği kalmayacak, huzursuzluk artacak.

Artık eskisi gibi Irak ön bahçemiz, Suriye arka bahçemiz değil! Etrafımızdaki ateş çemberini etkisizleştirebilmek için, PYD-YPG yönetimine ve diğer terörist yapılanmalara, her alanda nüfuz edebilecek, büyük ve etkin bir istihbarat gücü gerekiyor. Türkiye şimdiden  caydırıcı önlem almalıdır.

Amerika’yla bu yönde yapılacak bir antlaşma, ülkeyi sürekli bir savaş haline sokmaktır. İngiltere Kıbrıs’a nasıl ki, garantörlük hakkıyla üs koyup Akdeniz’de harekat alanımızı kontrollü daraltıyorsa, ileride Amerika da tıpkı Kuzey Irakta olduğu gibi aynı şeyi yapacaktır. O nedenle Suriye’nin kuzeyine hiçbir şekilde, radar dahil, üs veya benzeri askeri güç konuşlanmasına izin verilmemeli ve Suriyenin kuzeyi bütünüyle, Türkiye için bir açık hedef gibi durmalıdır. 

Burada bir parantez açmak gerekiyor. R.T.E anlaşılmaz bir ısrarla, kendisini BM’nin yerine koyuyor. Güvenli bölge olarak belirttiği alan, Suriye toprağıdır. Can güvenliğini sağlamaya çalıştığı kimseler de, Suriyenin yurttaşlarıdır. Adama sormazlar mı? Koskoca BM ve uluslararası hukuk dururken, halkın istencini hiçe sayarak, Türkiye’ye iltica ettirdiğin insanlara hamilik sana mı kalmış? Suriye kendi yurttaşlarını, bütün dünyanın gözü önünde boğazlayacak değil herhalde. Kaldı ki, ciddi bir ülke olarak, terörist unsurlarla işbirliği yapmak, Türkiye’ye yakışmaz!

Türkler bilinçli bir ulus, TC de, güçlü bir devlet olarak her zaman başının çaresine bakmasını bilir. Eğer gerçekten bu savlar yalansa, derhal çürütülmelidir. Doğruysa vazgeçilmelidir. Geri gönderilecek Suriye uyruklular için, yetkililerle BM kontrolünde, insani ölçülere uyularak ve ikna ederek yardımcı olmak, daha yararlı olur. Uzun vadede çözüm için de, işbirliği yaparak Suriye’yi terörist unsurlardan arındırmak, her iki ülkenin de, huzura kavuşmasını sağlayacaktır.

Macaristan hükümeti, 200 tane mülteci kabul etmek için, referanduma başvurdu. R.T.E’ TBMM’nden izin almadan hizmet ettiği BOP direktiflerine uydu. Ulusun istencini çiğneyip, 4 Milyon Suriyeliyi, Türkiye geneline tohum saçar gibi, elini kolunu sallayarak gezecek şekilde saçtı. 1988’de Turgut Özal Kuzey Irak Kürtlerini kabul ederken, onları kamplara yerleştirdi. İki yıl boyunca, halkın içine çıkmaları yasaklandı. Her sekiz yüz kişinin isteklerini, görevlendirilen iki kişi karşıladı. Gerekli istihbari çalışmalardan sonra, serbestçe dolaşmalarına izin verildi. Tek bir asayiş olayı olmadı. Hiç biri avuç açıp, dilenmedi. 

R.T.E Suriyelilere uzattığı şefkat elini, kendi yurttaşlarından esirgedi. 7 Haziran seçimleri sonrasında, kişisel siyasi ikbali uğruna, aylarca kazılan kanal ve hendeklere göz yumarak, polis ve askere müdahale ettirilmeyip, binlerce yurttaşı canlı hedef yaptı. Binlerce kişinin ölümüne, onbinlercesinin göç etmesine neden oldu. Bu tavrıyla etnik ayırımcılığa neden oldu. 

Amerika Kürt kartıyla R.T.E’ı sattı. Ismarlamalı Suriye politikası iflas etti. TV’lerdeki Suriye zart zırtları, tıpkı Donkişot’un yel değirmenlerine akılsızca saldırmasından ve iç politikaya yönelik, sahte kabadıyılıktan başka bir şey değildir. Çünkü Türkiye Suriye’de güç değildir. Uluslararası görüşmelerindeki varlık nedenimiz nüfuz değil, terördür. 

R.T.E Suriye gerçeklerini halktan gizliyor. Muhalefete dahi bilgi vermiyor. Ancak basit bir gazetecilik çalışması veya yabancı makaleler incelendiğinde, gerçekler öğrenilebilir. Kuzey Suriye, Rusya ve Amerika arasında çıkar ilişkilerine göre Münbiç ve Fırat’ın doğusu olarak paylaşılmış durumdadır. O nedenle, her iki yere müdahale için, R.T.E günler öncesinden yüksek sesle bağırarak, iç kamuoyuna PYD-YPG’ye, operasyon duyurusu yapıyor. Her ne hikmetse, Türkiye Suriye’ye girmiyor. Ama Suriye’den şehitler gelmeye devam ediyor.

Suriye huzura kavuşmadan, Türkiye için rahat yoktur. Suriye’de muhatabımız Amerika ve Rusya olmamalı. Diplomatik uzlaşma, Suriye-Rusya güvenlik antlaşması nedeniyle, aynı anda her iki ülkeyle mutabakat sağlayacaktır. Aksi takdirde, iki küresel gücün çıkarlarına dayalı Kürt kartının dışımızdaki gelişimini, her koşulda kabullenmek demek olacaktır. 

Türkiye Kürt’lerle ilişkilerini, Atatürk’ün dış politika temellerine oturtmak zorundadır. Atatürk hiçbir dış görüşme formuna, Ermeni tezini tartışma konusu olarak kabul etmedi. Kurdurttuğu bölge paktlarına, Ermenileri dahil etmedi.

Kürt’lerle de Şeyh Mahmut Berzenci ile Süleymaniye Federasyonu için, Kuvayı Milliye anlayışı kapsamında, işbirliği yaparak silahlı mücadele başlattı. Ancak İngilizler, sekiz Kürt aşiretini altınla satın alarak, hava akınlarıyla Şeyh Mahmut kuvvetlerini güç zaafına uğrattı ve etkisizleştirdi. Böylece Misakı Milli sınırları, Lozan’a kadar muğlak kaldı.

Lozan’da da, Kürt’ler, Türkiye’nin bir parçası olarak kabul ettirildi. Kerkük, Süleymaniye ve Musul referandum koşuluna bağlantılı olarak, muğlak kalmaya devam etti. Palulu Şeyh Sait ayaklanması nedeniyle referandum yapılamayınca, toprak bütünlüğü koşuluyla anılan iller, Irak toprağı olarak kaldı.

Aynı politikaya kaldığı yerden devam edilmeli. İsmet İnönü; “Türkler Kürt’ler olmadan, Kürt’ler de Türkler olmadan yaşayamaz.” diyerek, bu bütünleşmeyi önemsemiştir. Süleyman Demirel de; “Kürt’ler Türkiye’nin eşit ve ayrılmaz bir parçası, birinci sınıf yurttaşlarıdır.” diyordu. Ecevit ise Kartal mitinginde; “Benim iki yüreğim vardır. Kürt’lerle Türkler her biri yüreğimin ayrılmaz parçasıdır. Onları bölmek, yüreğimi bölmektir.” şeklinde, görüşünü açıklamıştır.

Ecevit siyaseten Kürt görüşünü, 1992 ara yerel seçimlerinde, Karagümrük mitinginde daha net biçimde ortaya koydu. PKK ve HEP arasındaki farkı, rejim içinde ve dışında ayırarak, HEP’ni kendi kulvarında, seçim barajının yüzde beşe indirilmesi koşullarıında, seçime katılmasını önermiş, PKK’nın ise siyasallaştırılmasına izin verilmemesi gerektiğini açıklamıştı. Çünkü HEP ile PKK arasında, ideolojik anlayış ve rekabet vardı.

Bugün Suriye’de, Amerika’nın Türkiye’ye kurduğu tuzak, tam anlamıyla Atatürk’ün Ermeniler ve Ecevit’in PKK’ya ilişkin tavrına karşı bir misillemedir. Muhalefetin bir an önce, R.T.E’ın bu tür, başına buyruk girişimlerini engellemek için, Kazdağları benzeri eylemler koymalıdır. Aksi takdirde, İsmet İnönü’nün; “Ayıyla aynı çuvala girmek, parçalanmayı göze almaktır.” sözü gerçekleşir.

Eğer gerçekten bir güvenli bölge veya başka bir önlem gerekiyorsa, konuların muhatabı meşru Suriye hükümeti olmalıdır. Devletler arasındaki ilişkiler çıkarsardır. Suriye 16 yıl boyunca, topraklarını Apo ve PKK’ya bir üs gibi kullandırdı. Diplomatik görüşmelerle Suriye her iki unsuru da sınır dışı ederek yanlıştan döndü. Şimdi de, benzer bir durum söz konusudur. Aklın yolunu seçerek, karşılıklı komşuluk önceliğimizi gözetecek girişimler başlatıp, çelişkilerimizi kendi içimizde çözmeliyiz.

Güvenli bölgeye, göç eden Suriyelilerin yerleştirilmesi savı doğru değildir. Meşru Suriye hükümetinin rızası aranmadan, Türkiye ile Amerika arasında, üzerinde anlaşılacak Sünni, Türkmen ve Kürt karışımlı bir otonom bölge oluşturma gayretleri, uzun vadede Türkiye’nin çıkarlarına ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verecektir. Tek geçerli çözüm, Suriye’yi BM gözetiminde, kendi yurttaşlarını önyargısız kucaklayacak çözümlere ikna etmektir. 

R.T.E şaşkındır. Akıl hocaları sürekli ona hata yaptırıyor. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Yerel yönetimler ve halk, Suriyelilerin kendi ülkelerine gitmesini istiyor. Bu amaçla her türlü yardımlar kesiliyor. Aynı yakınmalar A-Ke-Pe tabanından da yükseliyor. R.T.E sağlıklı düşünemiyor. Onun için kaş yapayım derken, göbek bağıyla bağlı olduğu Amerika’nın sinsiliklerine uyarak göz çıkarıyor. 

Son çare Atatürk’ün koyduğu; “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesine uymaktır. Bölgede yeniden saygınlaşmak için, öncelikle komşuluk ilişkilerimizi, siyasal ve ekonomik anlamda güçlendirmeliyiz. Ortak sorunumuz olan terörle birlikte mücadele etmeliyiz. O nedenle aramıza üçüncü ülkelere, sorun çözücü olarak asla yer vermemeliyiz. Güvenli bölge türü, Amerikan planlananlarını çöpe atarak, ulusal çıkarlara dayalı dış politika uygulamalıyız. Bu gerçeğe ulaşmak zor değil! Ama önce, yerli ve milli bir iktidar gerekir. 

Zira R.T.E ve aveneleri A-Ke-Pe iktidarları, küresel işbirlikçi, totaliter gerici fikirli, söylem ve eylemleriyle vatana ihanet suçunu, bilerek işleyerek bağımsızlığımızı yok etmektedir. Hala “Katil Esad” diyerek, Suriye’yle aramıza uzun yıllar sürecek, nefret tohumları ekiyor. Böyle bir anlayışla sorun çözülemeyeceğine göre, bir an önce R.T.E ve A-Ke-Pe’den kurtulmalıyız

Gerçek bir halk iktidarı için, tıkanan siyaseti açacak, iktidar ve muhalefet boşluğuna son verecek, halkın içinden çıkacak cevherlerle, öz örgütümüzü kurarak, Atatürk’ün izinde, tam bağımsız bir Türkiye’yi yeniden inşa etmeliyiz. Bu amaçla, halkın öne çıkışını sağlayacak bir girişim başlatarak, gerekirse köy köy dolaşıp, güçlü bir örgüt kurup iktidar olmalıyız.

Çözümün adresi Demokratik Solda DSP ise işgaldedir. DSP işgalden kurtulmadan Türkiye esenliğe kavuşamaz. Tam bağımsız Türkiye ülküsü için, Atatürk’ün izinde, Ecevit’in yolunda başlattığımız taban mücadelesi güç birliğinde birleşmek dileğiyle ve saygıyla.

Mehmet Emin HAZAR 

DSP Mardin Eski İl Başkanı

YORUM EKLE